Değiştirebileceğimiz, dönüştürebileceğimiz, bilebileceğimiz kadarıyla bilebileceğimiz, her şeyi onun üzerinden, onun aracılığı ile deneyimleyebileceğimiz şey ne? Kendimiz, kendilik bilincimiz… Ta ki “ya herşey ve herkes olarak ya da hiçbir şey ve hiç kimse olarak Bütün’ün/Bir’in/Olan’ın içinde eriyene dek…”
Buna dair gerçek anlamdaki ilk fark edişin hikâyesidir bu siteye adını veren…
Himalayalar’ın varlığından ilk haberdar olduğumdan beri “Dünya’nın çatısı” olarak orada bulunmayı dilemiştim. Bu hayal 2004 yılının Mayıs sonu Haziran ayı başında Everest’in Nepal yönünden çıkılan bölgesinde yaklaşık bir haftalık bir trekingle gerçekleşti.
O ilk Himalaya Dağları ziyareti yaklaşık iki yıldır öğrencisi olduğum yoga öğretmenimin bize vesile oluşu ve eşliği ile gerçekleşti. Nepal’in başkenti Katmandu’da ruhsal bir öğretmen ve rehber olarak yaşayan Gurudev Shree Sadhak Satyam (Swami Akhandananada) ile daha Katmandu’ya varır varmaz bir araya geldik ve öğrendik ki Gurudev Himalayalar’a yapacağımız yürüyüşte bizimle olacaktı.
Seyahat öncesinde, bir arkadaşıma Himalayalar’a “kendimle yüzleşmeye, içimde habis her neyse onunla karşılaşmaya gidiyorum” demiştim. İnsan kendindeki habis şeyleri bulmaya, gölgeleriyle karşılaşmaya büyük bir özlem duyar mıymış, duyarmış işte…
Bu niyetime evrenden daha dağlara ulaşmadan karşılık geldi. Lukla’ya gitmek üzere havaalanında beklerken Gurudev’e sorduğum ilk soruda geldi bu karşılık. Soruyu hatırlamıyorum bile, duyduklarım “bencil” ve “Dünya’yı değiştirmek” istiyor gibi ifadelerdi.
Bencilliği tamamen olumsuzlayan bir yaklaşımım vardı ve üstelik kendimi de öyle görmüyordum. Böyleyken bu yaftayı herkesin içinde duymuş olmak da o an ayrı bir utanç kaynağı olmuştu. Aslında tam olarak neye ağladığımı dahi ayırt edemeden ağlıyordum…
Dağlardaki yürüyüşlerde uzun kendimle kalışlar esnasında, doğanın temiz, duru ve destekleyici enerjisinin de yardımıyla bencilliğimle; aslında ne kadar beklentili olduğumu, kendine bakmadan Dünya’yı ve diğerlerini değiştirmek isteyen ve bunun için çalışan egomu fark ederek yüzleşmiştim.
Bu seyahat; sadece kendimizi değiştirebileceğimizi, değişimin ancak bizden başlayabileceğini idrak sürecimin bir miladı olmuştu.
Değişim ancak ve ancak kendimizde mümkün ve kendimizden başlamaktaydı. Sadece doğal bir getiri, bir nevi yan etki olarak, ancak isteyen ve hazır olanlar için yapışlarımızla, model olarak dalga dalga yayılabilmekteydi. Üstelik ulaşılmak istenen amaç bu olduğunda yine egoyu beslemekte, bencilliği büyütmekteydi.
İşte, kendimizden başlayarak ve her an yeniden kendimizden başlama durumunu, Bütün’ün hayrına koşulsuz hizmet bilinciyle beklentisizce, şefkatle ve kararlılıkla sürdürmek, elimizden geldiği kadarıyla değişim-dönüşüm halinde olmak dışında yapılacak ne vardı…
Bu, olup bitecek bir halin değil, tam aksine her an yeniden başlayan sonsuz öğrenim sürecinin başlangıcıdır.