Kendimize, ailemize, çevremize, topluma ve hatta dünyaya zararlı, yıkıcı ve sabote edici nitelikte düşünce, davranış, tepki gösterme ve hatta hissetme alışkanlıklarımız olabilir. Bunu okurken aklımıza değişmesini istediğimiz veya bizde olmasını istediğimiz bir kaçı gelmiş olabilir. Örneğin daha az yemek, fevri olmamak veya eyleme daha çabuk geçebilmek, öfkeli veya alıngan olmamak, daha rahat hayır diyebilmek, daha olumlu yaklaşmak, daha sakin olmak, daha az kontrolcü olmak gibi pek çok örnek bulunabilir.
Bu alışkanlıklar bir anda ortaya çıkmadılar. Bu alışkanlıklar ebeveynlerimizden toplumdan öğrenilmiş, model alınmış olabilecekleri gibi, genetik aktarımlarla ortaya çıkmış, reinkarnasyon olduğunu düşünüyorsanız geçmiş yaşam kaynaklı da olabilirler. Kimi durumlarda da travmatik olsun olmasın bazı deneyimler, yaşanmışlıklar kaynaklı olarak öyle düşünmeye, hissetmeye ve davranmaya da başlamış olabiliriz. Sebebi ne olursa olsun, alışkanlık dediğimizde benzer durumlarda ve aynı koşullarda ortaya çıkan bir tekrarlanma durumu, bunlara önemli bir enerji yatırımı ve belki de en önemlisi farkında olalım veya olmayalım derinde bunların bize hizmet eden/ettiğine inandığımız bir yönü vardır. İkincil kazançlar olarak ifade edilebilecek bu yönler nedeniyle vazgeçmeye hazır olmayabiliriz, diğer bir ifadeyle bu alışkanlıktan vazgeçmek istemeyen, vazgeçmeye gönülsüz tarafımız/taraflarımız olabilir.
Öncelikle yıkıcı nitelikte veya yapıcı olmayan (huzuru, güveni, denge ve uyumu desteklemeyen) bir alışkanlığımız olduğunu fark etmek ve kabul etmek gerçekten çok önemli bir aşamadır. Çoğumuz bunu kabul etmekte dahi güçlük çekeriz. Fark eden birileri dikkatimizi çekmeye çalışsa bile, bunları savunma tavrı gösterebiliriz. Aslında çevremizde de büyük ihtimalle bunları bize yansıtan, bize ayna tutan birileri de olabilir. Birindeki o benzer yön bizi rahatsız ediyor ve biz de bunlardan birilerine yakınıyor olabiliriz. Örneğin; sözümüze sadık olamıyor, söz verip tutamıyorsak, bizim de hayatımızda bize verdikleri sözü tutmayan birileri olabilir. Siz kendinizi sözüne çok sadık biri olarak görüyor ve hatta birilerine verdiğiniz sözleri tutmak adına kendinizden vazgeçiyor olabilirsiniz. Ancak belki de bu kişi kendinizi ihmal ederek kendinize verdiğiniz sözleri tutamamanızdan kaynaklı bu yönünüzü yansıtıyor da olabilir. Bu gerçekten çetrefilli bir konu ve başka bazı parametreler nedeniyle senaryolar her insan varlığının özgün doğasına ve yetişme koşullarına göre farklı olabilmekte.
Burada öncelikle önemli olan, vazgeçmek veya değiştirmek istediğimiz bir alışkanlığımızın olduğunu fark etmemiz, kabul etmemiz, bu istek ve motivasyonu taşımamızdır. İkinci nokta, bu alışkanlığa yıllardır, hatta nesillerdir yapılan yatırımı, mevcut alışkanlık enerjisini küçümsemeden, kendimize karşı şefkatli bir sabır halinde olmamızdır. Bunu dönüştürebilecek sihirli bir değnek olmadığını, bizim dışımızda hiç kimsenin de değiştiremeyeceğini net olarak anlamalıyız.
Bu alışkanlığı sürdürmek isteyen yönümüze ışık tutup, aslında o yönün bu alışkanlıkla ne elde etmeye çalıştığını, yani temelde neye ihtiyacı olduğunu fark etmek de konunun bir diğer çok önemli kısmıdır. Bizi öyle veya böyle davranmaya, düşünmeye, hissetmeye sevk eden bu yönü tanımak ve anlamak, bu durum daha açığa çıkmadan hemen önce kendimizi fark etmemize yardımcı olabilmekte, o noktada yeni seçenekleri devreye sokabilmemize olanak tanıyabilmektedir.
Aklıma Thich Nhat Hanh’ın sözleri geliyor: “Edimde bulunma tarzımız (ve hislerimiz de) düşünme tarzımıza bağlıdır ve düşünme tarzımız alışkanlık enerjilerimize bağlıdır. Bunu anladığımız zaman sadece şöyle demeliyiz, ‘Merhaba, alışkanlık enerjim,’ ve alışkanlık halindeki düşünme ve edimde bulunma modellerimizle iyi arkadaş olmalıyız. Bu kökleşmiş düşünceleri kabul edebildiğimiz ve bunlardan suçluluk duymadığımız zaman üstümüzdeki hâkimiyetlerinin büyük kısmını kaybederler.” (Thich Nhat Hanh, Buda’nın Öğretisi, s.70)