Yazılarım

Etkilemeye çalışmakla, etkilenmenin aynı şey olduğunu hiç düşünmüş müydünüz?

Etkilemeye çalışmakla, etkilenmenin aynı şey olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Her ikisi de onay ve takdir ihtiyacı ile aynı yerden gelmekte. Bunlar bir şeyler veya birileri tarafından manipüle edilebileceğimizi de gösteriyor.

Bu ihtiyaç; değerimizi, ederimizi, mutluluğumuzu, neşeyi, huzuru ve en önemlisi hayatımızı, kaderimizi başkalarının ellerine, onların dudaklarından dökülecek bir iki güzel söze, bir iki güzel davranışa, lütfedip gösterecekleri sevgi ve ilgiye endeksleme durumudur.

Onay, beğeni ve takdir elde edebilmek için kendimizce bulduğumuz veya öğrendiğimiz şekillerde diğerlerini etkilemeye çalışır ve aynı zamanda aldığımız karşılıklardan da etkileniriz. Bunları çoğu zaman pek farkında olarak da yapmayız.

Peki bu etkilemeye çalışma ve etkilenme durumu neyin göstergesidir? AYRILIK BİLİNCİ.

Evet klişe tabiriyle ayrılık bilinci bir illüzyondur, yanılsamadır. Ancak böyle söylendi diye öyle bir çırpıda fark edebileceğimiz bir yanılsama değildir. Öyle gerçek, öyle hakiki görünür ki…

Teşbihte, benzetmede hata yoktur denir. O zaman bir benzetme yapayım. Diyelim ki “Bir ve Bütün Olan”ın tamamı bir ağaç olsun, her birimiz bu ağacın bir yaprağı olalım. O yaprak kendisini duyuları ve mevcut bilinciyle sadece o yaprak olarak algıladığında, aynı kendisini gördüğü gibi her bir yaprağı da ayrı biri olarak görüyor. İşte insandaki ayrılık bilincini oluşturan da bu beş duyuya bağlı zihinsel bir tanımlamayla kendisini herşey ve herkesten ayrı ve tek başına olarak algılaması oluyor.

O zaman ise kişi diğer herşey karşısında küçük, güçsüz, sonlu ve incinebilir görüyor kendini. Bu durumda da kendini bir nebze “güçlü” hissetmek adına, o güç kaynağını her ne ile özdeşleştirdiyse ona sahip olmak için onun peşinden koşuyor. Para, makam, statü, eğitim, eş, çocuk, sevgili, ev, araba, giysi, popülarite, bir dine ve/veya bir ideolojiye veya birine/herhangi bir şeye yönelmiş beklentili adanmışlık, biat vs. Aklınıza daha pek çokları gelebilir.

Bu durumdaki kişi; dışarıda olduğuna ve ancak dışarıdan gelebileceğine inandığı bir güce sahip olmak ve güce sahip olarak etkileme isteği ile beraber kendisini etkilere ve etkilenmeye de açıyor. Belki üzülüyor, kızıyor, kurbanmış gibi hissediyor, belki de bileniyor, kinleniyor, sadece kendi çıkar ve isteklerini ön planda tutuyor, zalimce davranıyor, belki de yine aynı “ben” bilinciyle temin ettiğine inandığı güçle kurtarıcı rolüne bürünebiliyor. Aynı yaşam içinde bu rollerden hepsine değişen koşullara ve algılarına göre girip çıkabiliyor.

Bu algıyı değiştirme istek ve ihtiyacı belirmediği sürece de bu böyle devam edip gidiyor. Bu istek belirdiğinde de bu değişime dair saf, samimi ve odaklı niyetin olması ve bu niyetin de, bu niyete uyarlı yaşam tarzı ve eylemlerle -üstelik sonucuna dair beklenti üretmeden- desteklenmesi gerekiyor.

Hiç kolay değil, ancak imkânsız da değil.

Bu yazıyı bana yazdıran o en baştaki ilk cümle olmuştu. Böyle aktı. Şu konuyu vurgulayarak bitireyim.

Etkileme isteği, onay arzusu, takdir edilme ihtiyacı insan olmanın, insan bedeninde doğmanın doğal getirileri. Ancak bunlar olduğunda kendimizi etkilere, etkilenmeye, manipülasyona da açıyoruz ve kendi gözümüzdeki ederimizi/değerimizi de öyle veya böyle başkalarının insafına bırakıyoruz. Ki bu konu her bireyin kendi sübjektif iç dünyasını dışarıya yansıttığı düşünüldüğünde, bir başkasının ellerine bırakılamayacak kadar önemli.

Bu aynı zamanda hepimiz narsist olalım demek de değil. Bu konu; etkileme çabalarımızın ve etkilenme durumlarımızı ayırdına vararak ve arka planda işleyen otomatik programları fark edip dönüştürerek, birilerine ve/veya bir şeylere göre yaşamak yerine Bir ve Bütün Olan’ın içindeki yerimizi ve O’nunla bağlantımızı ve O’nu merak ederek keşfe çıkmakla ilgili.