Yazılarım

Saf ve Temiz Niyet

Niyet; Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre, bir şeyi yapmadan önce isteyip, düşünmedir, maksattır. Bu durumda “niyet”i; OLAN her ne olursa olsun onu “ol”duran, var eden ilk sebep, ilk fikir olarak da ifade edilebilir.

Ustalar da tüm kâinatın niyet üzerine olduğunu, diğer bir ifadeyle tüm varoluşun niyete dayalı olduğunu söylerler. Burada kâinatın oluşumundan önceki kâinat veya varoluş Fikri’ne ve kâinatın yaratımıyla Murad edilene işaret edilmekte. Sadece bu tanıma göre dahi tüm kâinatın niyete dayalı olduğunu söylemek mümkün.

Bu konuya “insan” olma boyutuyla yaklaşırsak, bizde zaten olan düşünme melekesi ve bir şeyleri isteme/arzulama halimiz sebebiyle biz de sürekli niyetler oluşturmakta ve her şeyi bu niyetlere göre yaşamaktayız.

Hatta bazen bir niyeti unutup veya diğeriyle çeliştiğini fark etmeden, önceki için uğraşırken -ne etliden ne sütlüden vazgeçmeden- hepsini birden isteyerek çatışan niyetler oluşturup, sonra bu kadar uğraştığımız halde nasıl olmadığına şaşıran da biziz!… Dallanıp budaklanacak bir konuyu burada bırakıp, bir niyetin nasıl tezahür ettiğine göz atalım.

İnsan olarak saf/temiz ve sağlam niyetle, bu niyetimize yönelik kararlı adımlar atarak bu niyetin gerçekleşmesi, tezahür etmesi söz konusu.

Peki bir niyet ne zaman saf olur?

Saf ve temiz niyet;

  • arka planında gizli gündemi olmayan,
  • hiçbir yerinde diğerlerinin aleyhine olacak nitelik taşımayan,
  • herhangi bir manipülasyonun olmadığı niyettir.
  • Sözün özü, “saf niyet” herkesin hayrına bir özelliktedir.

Şimdi sorumuzun boyutunu biraz daha derinleştirelim.

Bir niyet ne zaman “gerçekten” saf olur?

Varoluş amacımıza uygun niyetlerimiz her zaman saf olur ve Büyük Bilinmeyen/ Allah/Bütün/Sistem/Ruh/Varlığımızın Özü tarafından desteklenir ve ruhsal yasalar dahilinde gerçekleşir.

Varoluş amacımızın da tüm kâinatın oluş amacına, yani BÜYÜK BİLİNMEYEN’in/ RUH’un (BÜYÜK) NİYETİ’ine uyarlı olmasından dolayı varoluş amacımıza uygun niyetlerimiz her zaman Varlığımızın Özü tarafından ve RUH’un tesir mekanizmaları ile desteklenir, teşvik edilir.

Bu nedenle o temel saf “niyetten şaştığımızda” dahi bu şaşırmanın sonuçları dahilinde gelişen öğrenmelerimizle sürekli niyetimizi doğrultma veya niyetin rotasına yeniden girme halinde oluruz. Bir başka ifadeyle, bizi o ilk temel saf niyetten uzaklaştıran eylemlerimizi karma/etki-tepki/sebep-sonuç yasası dahilinde telafi eder, bu süreçte idrakimizin artışı ölçüsünce yeniden o SAF NİYET ile örtüşen niyetler oluşturarak yola devam ederiz.

Burada hatırda tutulması gereken, “niyetten şaşma” gibi görünen durumunun dahi adına hayat dediğimiz bedenli bu deneyim yolculuğunda zıtlardan öğrenim sürecinin bir aşamasından başka bir şey olmadığıdır. Yani her şey daima olması gerektiği gibi olmaktadır.

Zorlu bir deneyimin içinden geçerken, her seviyede acı çekerken, korkarken, incinirken böyle görmek kolay olmasa da her şey bilinç düzeyimizin, farkındalık ve idrakimizin gelişimine hizmet etmektedir.

Bu noktada, niyetimiz veya niyetlerimiz üzerinde samimiyetle ve kendimize olabildiğince dürüst olarak tefekkür etmemiz/derin düşünmemiz, eninde sonunda öyle veya böyle zaten olacak olana, dolambaçlı tali yollar yerine, tertemiz, açık ve nispeten kısa yoldan gitmemiz bakımından faydalı olabilir.

Bu arada “zaten olacak olanın, belki de zaten olmuş bitmiş olduğu” fikrini de belki başka bir yazıya konu olur diye buraya bırakıyorum. Niyet üzerine tefekkür ederken hayat amacımız ve hayat derslerimiz (ustalaşmaya niyet ettiğimiz konular) üzerine kafa yormamızın, hayat amacımızı ve varoluşumuzla Murad edileni merak ederek araştırmamızın hayrımıza olacağını, süreci kolaylaştıracağını da belirtelim.