Hayatta kalma konusunu ilgilendiren (savaşlar, hastalıklar, doğal afetler, ekonomik krizler vs vs) ani ve beklenmedik durumlar ve gelişmeler nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik ortamı, ister bireysel nitelikte isterse küresel ölçekte olsun insanlar için güvenlik duygusunu doğal olarak olumsuz yönde etkiler ve tehdit eder. Sosyoloji literatüründe bu güvenlik duygusu, “ontolojik (varlıksal) güvenlik” duygusu olarak adlandırılmakta. İnsanoğlu bir şekilde tanıdığı bildiği bir dünyaya ertesi gün yeniden uyanacağına, bir yere gidiyorsa yeniden evine döneceğine, bir şeylerin sürekliliğine güvenme ihtiyacı içinde olan bir varlıktır. Bu güven duygusu bir şekilde tehdit edildiğinde, kişi güven ihtiyacını karşılayamadığında bireyler çeşitli baş etme stratejilerine başvururlar. Bu stratejiler bireyden bireye, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişen nitelikte olabilir.
Küresel boyutta tüm dünya ve insanlığı etkileyen Yeni Korona Virüsü Covid-19 ile birlikte günlük yaşam rutinleri, temel bazı alışkanlıklar kökten etkilendi ve önemli ölçüde de değişti ve ontolojik güvenlik hissi de küresel ölçekte ciddi ölçüde erozyona uğramış oldu. İnsanın, kendisinin ve sevdiklerinin ölümü durumu zihinlerde gelecekte belirsiz bir zamana ertelenmişken, çok kısa sürede her an olabilir fikri ile karşı karşıya kalındı.
Bu noktada en çok başvurulan baş etme stratejisi maneviyatla ilgili konular olabilmekte. Böyle durumlarda mevcut gelişmelere dair herkes kendi inanç sistemine göre bir cevap üretmekte, uzmanlarca bilimsel olduğu ifade edilen yöntemleri de devreye sokarak öyle veya böyle fiziksel, zihinsel ve duygusal dengesini ve sağlığını korumaya çalışmaktadır. Öncelikle bu durum, hayatta kalma güdüsü taşımamızdan kaynaklanan doğal ve sağlıklı bir durum.
Bireysel inanç ve eğilimlerimize göre uygulamalarımız ne olursa olsun, işe yarıyorlarsa tabiî ki onlardan yararlanmaya devam edebiliriz, ancak bu süreçte dengemizi sağlamaya, korumaya, sürdürmeye ve geliştirmeye yönelik olarak değerlendirebileceğimiz en temel konunun öncelikle “nefes” olduğunu da hatırlayalım. Yaşadığımız sürece nefes bizimle.
Nefesle, farkında nefes alış-verişlerle daima merkezimizde ve dengede kalma potansiyelimiz bulunmakta. Nefes farkındalığı sayesinde zihinsel, duygusal ve fiziksel denge bozulduysa, korku, kaygı, gerilim, stres, ümitsizlik, öfke vs. durum ve hisler açığa çıkıyorsa, öncelikle bunları fark ve kabul ederek, kısa sürede daha sakin, daha merkezde ve daha dengede bir zihin, duygu ve beden durumuna geçme seçeneğimiz var. Böyle olduğunda bağışıklık sistemimiz de doğrudan olumlu etkilenmekte.
Nefes farkındalığı nedir? Zihnimizi nefes alış verişlerimize odakladığımızda, dikkatimizi nefes alış verişlerimize verdiğimizde, doğal olarak deneyimlenen durumdur nefes farkındalığı.
Bizi olumsuz etkileyen korku, kaygı, öfke, çaresizlik gibi yoğun bir duygu yaşadığımızda; bizi kısa sürede sakinleştirme potansiyeline sahip birkaç derin diyafram/karın nefesinin ardından, nefesimizi takip ederek bir süre sessiz kalmayı deneyerek, nefesin gücünü kendimiz de deneyimleyebiliriz.
Diyafram/karın nefesini nasıl alacağım?
Bu nefesi bebekken, çocukken, uyurken, sakin bir şekilde dinlenirken zaten doğal olarak alıyoruz. Bu defa bilerek uygularken daha derin bir nefesle, bedenimizi de kullanarak alacağız bu nefesi.
-Uygulama temiz havalı bir ortamda yapılmalı. (Önemli: Kalp ve tansiyon problemi olanlar öncelikle doktora danışmalı, dikkatle uygulamalı.)
-Ayakta, oturarak veya yatar konumda uyguluyoruz. Oturarak yapıyorsak omurga doğal kavisini koruyarak dik konumda olmalı.
-Nefesi burnumuzdan alıp, burnumuzdan veriyoruz.
-Bir elimizi karnımıza, bir elimizi göğsümüze koyuyoruz.
-Karın kaslarımızı -diyaframımızın rahatça genişleyip olabildiğince aşağıya doğru esneyebilmesi için- gevşek bırakıyoruz.
-Yavaş ve derin bir şekilde burnumuzdan nefes almaya başlıyoruz.
-Önce karnımız, sonra midemiz şişiyor.
-Sonra göğüs kafesimizi genişliyor.
-Akciğerlerimiz tamamen havayla dolduğunda, boğazımıza kadar nefesle dolu olduğumuzu hissediyoruz.
-Bu noktada bir an bekleyip, havayla dolu olmayı fark ediyoruz.
-Sonra burnumuzdan yavaşça, sırayı tersine izleyerek nefes vermeye başlıyoruz.
-Önce göğüs kafesi iniyor, sonra mide, sonra karın. Son olarak karın kaslarımızı içeri çekerek diyaframımızı yukarı iterek, kirli havayı ciğerlerimizden olabildiğince boşaltıyoruz.
-Nefesi tamamen verdiğimizde de bir an bekleyip, nefesi tamamen vermiş olmayı hissediyoruz.
Bu nefes parasempatik sistemi devreye sokarak sakinleşmemize hizmet etmekte.
Bu egzersizi başlangıçta sadece birkaç defa yapıyoruz.
Alıştıkça ihtiyaca göre 5-10 defa arası yapabiliriz. Birkaç defa yapmanın yeterli olduğunu da hissedebiliriz. Sonrasında nefesimizi doğal akışında sadece takip edebiliriz.
Alışkın olmayanlar öncekinden daha çok Oksijen alacağı için başlangıçta hafif bir baş dönmesi, mide bulantısı yaşayabilir. Olursa nefes doğal akışına döndüğünde kendiliğinden geçecektir.
Nefesimizi fark edelim, onurlandıralım, kutlayalım, şükredelim…