Yazılarım

Etkileşimlerimiz bize nasıl hizmet ediyor? Bir bakış açısı…

İnsan; etkileşim, ilişki ve iletişimleri ile diğerlerinin aynasında kendini fark ederek, kendini ve varoluşu tanıyan, keşfeden, kendini ve hakikati bilme yolculuğunda adımlar atabilen, bu yolla ilerleyebilen, olgunlaşan, tekâmül eden bir varlık.

Şimdi mevcut etkileşimlerimizin bu sürece hizmet eder hale gelmesi konusunda olası bir seçenek üzerinde düşünelim.

Yaşam içinde aile üyelerinden, akrabalardan, iş ortamından, arkadaşlardan, komşulardan vs. birilerinin sürekli bizimle uğraştığını, bize haksızlık ettiğini, kötü davrandığını, bize yönelik suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı, yok sayıcı, rekabetçi, bencil, saldırgan ve bunlar gibi tavırlar içinde olduğunu düşünüyor olabiliriz.

Bir de kendimizi öyle davranmaktan, konuşmaktan alıkoyamadığımız, otomatik biçimde bizim de böyle davrandığımız birileri, birilerine yönelik böyle tavır ve davranışlar içerisinde olduğumuzu fark ettiğimiz durumlar da olabilir.

Konunun iki boyutu bulunmakta; böyle davranan kişi ve davranılan kişi.

Eğer biz böyle davranışlarla karşılaşan kişi isek, bu tavırlar içinde olan kişiyi düşündüğümüzde o kişinin kendi iç dinamiklerini iç dünyasını, dış dünyaya bizim üzerimizden yansıttığı ve kişisel almaya gerek olmadığı düşünülebilir. Evet bu doğrudur, ancak konunun ufak bir kısmını oluşturur. O kişinin zaten herkese yönelik tavrının bu olduğunu gözlemliyor da olabiliriz, olmayabiliriz de. Öncelikle kişisel almamak, ancak sağlıklı sınırı gösterecek nitelikte, gerekli bulduğumuz, işe yaracağını düşündüğümüz yapıcı tepkiyi vermek en doğal hakkımızdır.

Diğerlerinin yaptıkları, söyledikleri bizde belirgin bir his uyandırmıyorsa, nötr ve dengede bir zihin ve duygu durumu halindeysek, böyle bir araştırmaya o an için gerek olmadığını düşünebiliriz. Böyle olduğumuzda zaten anın gereklerine uyarlı doğal oluş ve yapışlar içinde olduğumuzu fark edebiliriz.

Konunun bu yönlerini bir kenara koyduğumuzda, böyle durumlara maruz kaldığımızda tarafsız/nötr kalamıyorsak, içimizde tepki, direnç, üzüntü, içerleme, öfke vs. beliriyor tetikleniyorsak, dikkati kendimize yöneltmemiz ve bunlarla karşılaşmamıza, muhatap olmamıza sebep olan kendi iç dinamiklerimizi, iç dünyamızı araştırmamız gerekir. O kişinin bize böyle davranmasının bizde uyandırdığı duyguları, içimizde neyi veya neleri tetiklediğini keşfetmek veya bu tür davranışlarla karşılaşıyor olmanın kendimize dair henüz fark etmediğimiz neye işaret ettiğine, neyi gösterdiğine dikkatle derinlemesine bakmak çok önemlidir.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Bu araştırmaya, o kişi veya kişiler bize öyle davrandıklarında, o şekilde hitap ettiklerinde;

  • zihnimizde beliren düşünceleri,
  • içimizde uyanan duyguları,
  • bedenimizde olup biten değişiklikleri fark ederek başlayabiliriz.

Bunları tespit edebildiğimiz kadar tespit ettikten sonra kendimize;

  • geçmişte bize bu şekilde davranan başka birilerinin de olup olmadığını,
  • yaşamımız boyunca bizim başkalarına yönelik aynı veya benzer ifadelerimizin, tavır ve davranışlarımızın olup olmadığını,
  • kendi kendimize bu şekilde davrandığımız, benzer şekilde kendimizi yargılayıp suçladığımız, kızıp öfkelendiğimiz durumların bulunup bulunmadığını

samimiyetle ve saf bir dürüstlükle kendimize sorup cevaplamamız çok değerlidir.

Eğer diğerlerine yönelik bu tür yıkıcı ifade ve tavırlar içinde olan kişi biz isek ve bunu fark edebiliyorsak, öncelikle bunu fark edebildiğimiz için kendimizi tebrik edelim.

Aynı yaklaşım ve benzer sorular bu durumda da geçerlidir. Fark etme boyutuyla;

  • Hangi durumlarda, hangi karakterlerle, ne tür bir diyalog ortamında, nasıl bir sürecin işlemesiyle kendimizi bu şekilde düşünüp, hissederken, konuşurken ve böyle davranırken bulduğumuzu fark etmek,
  • O esnada bedenimizde oluşan değişiklikleri fark etmek,
  • içimizde böyle davranan yönün/parçanın/karakterin (veya yönlerin/parçaların/karakterlerin) ayırdına varmak önemlidir.

Yukarıda da yer alan;

  • geçmişte bize bu şekilde davranan başka birilerinin de olup olmadığı,
  • kendi kendimize bu şekilde davrandığımız, benzer şekilde kendimizi yargılayıp suçladığımız, kızıp öfkelendiğimiz durumların bulunup bulunmadığı

sorularını cevaplamak ise, kendimizi bu bakımdan tanımak, anlamak ve dönüşmelerine zemin sağlamak açısından önemlidir.

Olup bitenlere bu bakış açısıyla yaklaşmak, belki bize yönelik tavırları ve/veya bizim başkalarına tavırlarımızı bir anda değiştirip dönüştürmeyebilir -dönüştürmesi de mümkün, neden olmasın!-, ancak kendimizi keşif ve kendini bilme yolculuğumuza gerçek bir katkı sunabilir. İletişimlerimiz ve ilişkilerimizin de giderek daha ahenkli, dengede, sağlıklı ve tüm tarafları besleyen, büyüten, geliştiren, olgunlaştıran bir niteliğe doğru evrilmesine destek olabilir.

Şu an farkında olalım veya olmayalım, artık bize ve Bütün’ün hayrına hizmet etmeyen, dönüşmeye ihtiyaç duyan yönlerimizi bir kere samimiyetle fark ve kabul ederek, onları bırakmaya ve dönüşmelerine gerçekten niyet ettiğimizde, her birimizin özgün doğasına uygun vesileler silsilesi dâhilinde bu süreçte destekleniyor olacağımızdan emin olabiliriz.