Öncelikle belirtmek istediğim yazdıklarımın tamamen öznel olduğu. Ki bu ifade ettiğim her şey için de geçerli.
Gurular, ruhsal öğretmenler, mürşitler konusu çok kadim ve çok hassas bir konu.
Bu öyle bir konu ki, sizin o kişiyi öyle kabul etmeniz, o kişinin gerçekten de manevi manada gelişmiş olup olmaması, “gerçek” bir guru olup olmamasından daha öncelikli bir durum yaratıyor. Siz buna bir defa inandınız mı, onun haline tavrına, ağzından çıkan her söze bir nevi kutsallık atfedip, bir hikmet aramaya odaklanabiliyorsunuz ve/veya sizinle ilgili söylediği, size yaptığı her şeyi mutlak doğru ve gerçek olarak kabul edip, kendinizi tam bir onay bağımlılığı halinde bulabiliyorsunuz. Hatta o kişinin onayını, ilgi ve sevgisini almak adına, kendinizi onun gözünde olduğunuz izlenimini edindiğiniz kişi haline getirebiliyorsunuz ve bu yeni kişiye siz de inanabiliyorsunuz.
Tüm bunları o kişi mi yapıyor? Aslında o kişinin böyle bir niyeti olsun olmasın bu nevi durumlar biz izin verdiğimiz, irade gücümüzü daha yüksek bir otorite olduğuna inandığımız birine veya bir şeye verdiğimiz, sunduğumuz için, çeşitli nedenlerle biz kendimize yapıyoruz. İtirazları duyar gibiyim.
Çoğu durumda bu, bilinçdışı anı ve öğrenilmişliklerle ilgili olabiliyor. Farkına dahi varmadan böyle bir deneyimin içine kendimiz neden sokuyoruz? Çünkü bu süreçten, bu süreçte deneyimlenenlerden öğrenmeye ihtiyaç duyuyoruz, öğreniyoruz. Varoluş amacımızı, potansiyelimizi fark edip ifade edebilmek adına tüm bu yaşananlarla öğrenebildiğimiz kadarıyla öğreniyoruz. Kabul etmek bazen hiç kolay olmasa da, bu deneyimleri ihtiyacımız olduğu için yine biz yaratıyoruz.
Kişinin bir ruhsal rehber, ruhsal öğretmen arayışı/ihtiyacı oldu mu, bu arayışın farkında olsun olmasın, kendi içindeki öğretmen modeline uyan biriyle karşılaştığında o kişiye yansıtabiliyor. Bu yaşamımda benim de manevi öğretmen veya ruhsal rehber olarak gördüğüm, öyle kabul ettiğim, bu arayışı yansıttığım insanlar oldu. Ancak 2009 yılı bu arayışımın sonlandığı veya daha uygun bir ifadeyle bu konuya bakış açımın kökten değiştiği bir yıl olma özelliği taşır.
Bilincine varabildiğim kadarıyla, benim deneyimimde bu son buluşla olan bakış açısı değişikliği neydi derseniz? Arayış bir kez sona erdiğinde, hayatınızdaki tüm insanlar, karşılaştığınız herkes, doğa, dünya, canlı cansız her şey sizin öğretmeniz oluyor.
Herkes ve her şey gelişiminin hangi aşamasında, hangi noktasında olursa olsun ondan öğrenebiliyorsunuz. Siz de; sadece var olarak, nefes alarak, yaşayarak aynısını hayatınızda olan, her boyutta ve frekansta yolunuzun kesiştiği herkes için yapıyorsunuz.
Çok klişe olacak, olsun. Gerçek guru, gerçek öğretmen içimizde. Dışımızda algıladıklarımız da bizi er geç içimizdekine yönlendiriyor.
Parmağın işaret ettiği nedir? Kendimizde, bizde, her birimizde, içimizde olan, öz, kaynak…
Sözlerimi Chandogya Upanişad’dan bir alıntı ile bitireyim:
“Tanrı’nın şehri olan bu bedende, kalp; kalbin içinde de küçük bir ev vardır. Bu ev lotus şeklindedir ve bilinmesi gereken her şey oradadır.
Orada ne vardır? Bu şey niçin o kadar önemlidir?
Kalbin lotusu içindeki evren, dışarıdaki evren kadar büyüktür. Gökyüzü, yeryüzü, güneş, ay, yıldızlar ve bütün her şey onun içindedir. Dış alemde var olan her şey, bu iç alemde de vardır. … Tanrı, kalbin lotusu içindedir. Bunu bilen bilge kişi, her gün bu kutsal mabede girer.”