Yazılarım

Etiketlemelerin Hayatımıza Etkisi Hakkında

Hepimiz, doğduğumuz andan itibaren bizi muhatap alan olumlu veya olumsuz çeşitli nitelemelere, etiketlemelere, yaftalamalara maruz kalmışızdır. Güçlü-zayıf, güzel-çirkin, akıllı-gerizekalı, uslu-yaramaz, sorumlu-sorumsuz, becerikli-beceriksiz, sessiz- geveze, yapar-yapamaz, suçlu-suçsuz, paylaşımcı-bencil, başarılı-başarısız, olumlu-olumsuz, negatif-pozitif vs. Bir de bunların doğrudan bize söylenen fiil hallerini düşünün; sen başarırsın-sen asla başaramazsın, sen akıllısın-sen geri zekalısın, sen özelsin-sen bir hiçsin, senden herşey olur-senden hiçbir şey olmaz gibi.

Bize bunları söyleyenler ebeveyn, eş, kardeş, öğretmen, sevdiğimiz sözüne güvendiğimiz birileriyse üzerimizdeki etkileri daha da fazla olabilir.

Bu yazıda bunların olumsuz nitelik taşıyanlarından bahsedeceğim. Örneğin, anne veya babanız veya öğretmeniniz verdikleri herhangi bir görev, ödev vs.yi bir nedenle yapmadığınız için size “sorumsuz” demiş olsun. Ve bunu başka anlarda benzer veya farklı konularda değişik kereler tekrarlamış olsunlar. Aslında bunları büyük ihtimalle bu sözü gerçekte sorumsuz olduğunuz için değil daha sorumlu olmanız için söylemiş de olabilirler. Sebebi ne olursa olsun bu tarz ifadelerin olası etkileri üzerinde düşünelim.

-Siz ya bunu kabul ederek, zaten “sorumsuz” olarak görüldüğünüze göre veya ne yaparsanız yapın böyle görülmeye devam edeceğiniz inancı oluşturmuş olarak, “sorumsuzluk” olarak etiketlenen davranışlara devam etmekte sakınca görmeyerek, gerçekten sorumsuz bir karakter geliştirebilirsiniz. Ve bu sorumsuz karakterle hem kendiniz hem de diğerleri için acı, üzüntü yaratarak nötürlemek durumunda kalacağınız ciddi bir karmik yük altına girebilirsiniz.  

-Veya “sorumsuz” biri olmadığınızı size bunu söyleyen insanlar hayatınızda olsa da olmasa da diğerlerine ve kendinize böyle biri olmadığınızı kanıtlamaya adanabilir ve bunun için sürekli ödün veren, sağlıklı sınırlar oluşturamayan veya aşırı kontrolcü, anksiyeteli hatta obsesif kompülsif biri haline gelebilirsiniz. Üstelik siz elinizden geleni yapsanız dahi, bu konu iç dünyanızda çözümlenmediği sürece de kazanmanızın mümkün olmadığı bir mücadele haline gelerek, işletim sistemindeki bir nevi virüs gibi her anınızı zehirlemeye devam edebilir. Ve siz bunu ispatlamaya çalıştıkça, dışarıdan son derece öz güvenli görünseniz dahi derinlerde kendinize dair şüpheniz asla azalmaz ve sona ermez, kendinizi olduğunuz haliyle kabul etmenizin ve sevmenizin önünde aşılmaz bir engel olarak durur. Ve bu ispat süreci nedeniyle, siz doğal halinizden uzaklaştıkça, yani akışla varoluşla uyum halinde olamadıkça, frekans, titreşim giderek düşer, öz varlığınızla bağlantınız daha da zayıflar, sonuçta ne yazık ki amaçlanmayan bir şey gerçekleşerek zihin-beden özdeşleşimi (egosal yapı) daha da güçlenebilir. Ki ilk durumda da gerçekleşen bu olur.

Bunlar, şu an sadece tek bir örnek üzerinden konuşurken dahi hayal edilebilecek bazı komplikasyonlar. Bu etiketlemeler “bencil, haylaz, beceriksiz, aptal, işe yaramaz, ezik vs” gibi bir çoksa, birey açısından konunun oldukça çetrefilli ve kompleks hale gelmesi de mümkün. Ki kişinin sevgi ve ilgi görmeden büyüdüğü, sevilemez, kabul edilemez, eksik, yetersiz biri muamelesi gördüğü, yok sayıldığı, her türden şiddet ve istismara maruz kaldığı durumlardan bahsetmedik bile.

Belki şu an biz de bize söylenmiş bu tarz ifadeleri hatırlamış, çeşitli durumlarda çocuklarımıza, eşimize, öğrencilerimize veya başkalarına bu tarz ifadelerle hitap etmiş olduğumuzu fark etmiş olabiliriz. Bu tarz sözleri birilerinin (tanıdığı tanımadığı) birilerine ne kadar kolaylıkla söylüyor olduklarını izlemiş olabiliriz.

Öncelikle birinin yaptığı, söylediği herşeyi onun içsel durumunun iç dünyasının dışa yansıması, projeksiyonu olarak tanımak önemli. Bu bizim yaptıklarımız, söylediklerimiz için de geçerli. Ben birilerinde sorumsuzluk, bencillik, negatiflik görüyorsam, tanıdığım bildiğim bir şeyi fark ediyorumdur. Yani bende de olanı diğerinde görüp tanımış olurum. Diğeri bana bu konuda aynalık yapmış olur. Bazen de diğerlerinde olandan bağımsız olarak sadece bende olanı diğerlerine yansıtmış da olabilirim. Herkes kendi karanlığını da aydınlığını da diğerlerinde görüp tanımakta veya yansıtmakta, çoğu durumda ise bunları yadsıyarak, kendindekini yok sayarak veya kendinin asla öyle olmadığı varsayımı ile diğerlerini yargılayıp, yaftalamaktadır. Hepimizin gölge benlikler olarak derinlerde sakladığımız, gizlediğimiz, gömdüğümüz, ancak yine de hala orada var olmaya, arka planda hayatımızı etkilemeye devam eden böyle alt karakterlerimiz, benliklerimiz, yönlerimiz var.

Özetle ilk aşamada birileri bize böyle şeyler söylediyse bu söylemlerin, davranışların onların projeksiyonu veya biz birilerine söylediysek bunun bizim onlara projeksiyonumuz olduğunu fark ve kabul etmemiz özellikle önemli.

Böyle bir durumun farkında vardığımızda biz de hazırsak regresyon veya benzeri çalışmalarla geriye doğru ilk ortaya çıktığı anıya giderek konuyu bilinçli farkındalık alanında çözümlemek mümkün olabilir.

Böyle bir çalışmaya ulaşamadığımız durumda yapabileceğimiz bir şey olabilir mi?

Öncelikle günlük bilincimizle bu türden söylemleri anımsıyorsak, kendimizi bunları “ne red, ne de kabul” noktasına getirecek türden bir anlayış geliştirmek, yani nötr hale gelmek önemli. Bunları değiştirmeyi samimi olarak istiyorsak ve artık hazırsak, işe tüm bunları kabul edip haklı çıkaracak veya reddedip aksini ispatlayacak türden düşünce, duygu ve davranış kalıplarımızı fark edip ayıklamakla başlayabiliriz. Ve bu esnada sadece kendimize değil diğerlerine yönelik söz ve davranışlarımızı da mercek altına alarak konunun bizden yansıyan boyutlarından haberdar olmak için farkındalıklı dikkat uygulaması yapmak da çok önemli. Üstelik bu şekilde yaramızın, diğerlerini de yaralamasının ve sonraki nesillere aktarılmasının önüne geçme konusunda etkili bir adım da atmış oluruz. Bu arada regresyon ve benzeri tekniklerle yapılan çalışmalardan fayda görsek bile yukarıda “anda anın dikkati” denebilecek türden farkındalık çalışmalarına günlük yaşamda yer vermek her durumda yararlı olur.